BALKANLARDA OSMANLI İZLERİ - BULGARİSTAN-YUNANİSTAN ZİYARETİ

Okunma: 496
Yurt Dışı Geziler 2 Ağustos 2017 23:05
Videoyu Aç BALKANLARDA OSMANLI İZLERİ - BULGARİSTAN-YUNANİSTAN ZİYARETİ
A
a

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görevli bir grup arkadaş; İstanbul Tarih ve Kültür Derneği’nin de desteğiyle Bulgaristan ve Yunanistan’ın özellikle ecdadımız Osmanlı Devletinin 400-500 yıl kadar hakimiyeti altında refah ve huzur içerisinde yaşadığı, gerek Rus Çarlığı’nın gerekse dönemin diğer sömürgeci Avrupa ülkelerinin kışkırtmasıyla Osmanlı'dan kopartılan bu topraklardayı

İ.Ü. Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Şube Müdürü RECAİ ÇALIŞKAN YAZDI...

28 Temmuz Cuma akşamı bir araya gelen birbirinden güzel ve samimi 10 arkadaşla kiralanan bir minibüsle ecdadımızın merkezi Fatih’ten ziyaretimizi gerçekleştirmek için hareket ettik. Malum İstanbul’un trafiği yoğundur, hele Cuma günleri ise bu yoğunluk ikiye katlanır. Trafik yoğunluğu nedeniyle 2,5 saatte Selimpaşa’ya ulaşabildik. Selimpaşa’da namaz molası verdikten sonra gece 23.30’da Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul fethedilene kadar 1453 yılına kadar başkenti olan Edirne’ye varabildik. Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği ve Sultan II.Selim tarafından yaptırılan Selimiye Camii dışında Edirne ilimiz ciğeriyle meşhurdur. Bu nedenle yol yorgunu olan son derecede acıkmış olan ekibimizle Selimiye Camii’nin etrafında bulunan ciğercilerden birine girdik ve karnımızı iyice doyurduktan sonra bir zamanlar ecdadımızın hüküm sürdüğü Bulgaristan ve Yunanistan’ı ziyaret etmek için dinlenmek üzere DSİ’nin misafirhanesine konaklamak üzere vardık.

Sabah namazını Selimiye Camii’nde eda ettikten sonra kahvaltımızı yapmak üzere bir çorbacıya girdik. Çorbalarımızı içtikten sonra yolculuğumuzun ilk hedefi için Kapıkule Sınır kapısına geldik. Yaklaşık 2,5 saatlik beklemeden sonra güzelim ülkemizi geçici bir süre için olsa da terk etmiş olduk. Bu duygu bile insanı hüzünlendirmeye yetiyor. Rabbim kimseyi yurtlarından ve vatanından ayrı koymasın. Nihayet Bulgaristan sınırını geçtik. Bulgaristan’da ilk olarak Osmanlı Devleti’nin idaresi altında adı Cisri Mustafa Paşa olan bugünkü adıyla Slevingrad’a vardık. Küçük bir kasaba olan bu şehirde Kanuni döneminde Çoban Mustafa Paşa tarafından 1529 yılında Mimar Sinan’a yaptırılan hala bugün dimdik ayakta duran Cisri Mustafa Paşa Köprüsü’nü görmek nasip oldu. Türkiye sınırına çok yakın olan Slevingrad (Cisri Mustafa Paşa) küçük şirin bir kasaba olmasına rağmen çok sayıda kumarhane (gazino) bulunduğunu müşahede ettik. Üzülerek ifade etmem gerekirse bu kumarhanelerin müdavimlerinin çoğunu ülkemizin vatandaşları oluşturmaktadır. Burada kasabayı gözlemledikten sonra Bulgaristan’ın en eski yerleşim birimlerinden olup M.Ö. 400’lü yıllarda  Roma İmparatoru Filip tarafından kurulduğu için adını İmparator Filip tarafından alan ve Osmanlı Devleti idaresinde de çok önemli bir şehir olan Filibe’ye (Plovdiv) gitmek üzere yola koyulduk. Bulgaristan’a attığımız ilk adımda bir AB ülkesi izlenimini vermiyor. Ülkemize 50 yıldır sürekli kriter dayatması yapan AB Bulgaristan’dan herhangi bir kriter talep etmemiş anlaşılan. Bulgaristan bizden neredeyse 30-40 yıl geride olmasına rağmen AB üyesi bir ülke. Buradan da anlaşılıyor ki AB’nin olmazsa olmaz kriteri Müslüman bir ülke olmamak. Bulgaristan’daki şehirlerarası yolların ekseriyeti gidiş gelişten oluşan asfaltı bile düzgün olmayan iki şeritli. Slevingrad (Cisri Mustafa Paşa)’dan çıktıktan yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra Filibe (Plovdiv)’ye vardık. Filibe’ye gelmeden önce yolumuz üzerinde olan ve Osmanlı Sultanlarına ait olan Hasköy (Haskovo)’ün şehir merkezini turladık.

Filibe’ye vardıktan sonra eski şehir denen bölgede minibüsü park ettikten sonra yaya olarak şehri gezmeye başladık. Bir şehri daha iyi tanımak için yorucu olsa da o şehrin sokaklarını mümkünse bir bir gezmeli. Daha önce çok sayıda cami ve mescidin olduğu şehirde ibadete açık tek bir cami kalmış diğer. Bu cami ve mescitlerin birçoğu kiliseye çevrilmiş ya da başka amaçlar için kullanılmaktadır. Filibe’de ecdadımızdan kalan ve ibadete açık tek cami olan ve Sultan Murat Hüdavendigar (I.Murat) tarafından 1463-1469 yılları arasında yaptırılan camide öğle namazımız kıldıktan sonra şehrin arka sokaklarını gezmeye başladık. Bulgarlar,  Rusların teşviki ve kışkırtmasıyla 1878 yılında Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra ecdadımızın izlerini silmeye çalışmışlarsa da tamamen silememişler. Filibe’nin eski yerleşim bölgesi olan eski şehirde Osmanlı izleri kendini belli etmektedir. Evleri bildiğimiz klasik Osmanlı konakları hala eski haliyle dimdik ayakta. Buradaki konaklar bizdeki Bursa’nın Cumalıkızık Köyü’ndeki Osmanlı mahallesinin neredeyse tıpatıp aynısı. Yani tipik bir Osmanlı mahallesi. Filibe şehri de İstanbul gibi 7 tepeden oluşuyor. Şehrin tamamını gözlemleyebildiğimiz eski gözlem kalesine çıktık ve muhteşem bir seyir zevkiyle neredeyse şehrin tamamını müşahede etme imkanımız oldu. Filibe’nin eski şehir sokaklarını gezerken bir Mevlevihane’ye rastladık. Üzerinde Mevlevihane yazıyordu. Olduğu gibi korunan Mevlevihane bugün bir restoran olarak kullanılmaktadır. Osmanlı’nın Bulgaristan topraklarında gözde şehri Filibe’den, Avrupa’ya giriş kapısı olarak ta kabul edilen Başkent Sofya’ya gitmek üzere yola çıktık. Yaklaşık 2,5 saatli yolculuktan sonra Sofya’ya vardık.

Sofya şehir meydanında Bulgaristan’ın en büyük kilisesi olan I.Alexander Nevsky Katedrali önünde daha önce görüşüp sözleştiğimiz Türk asıllı araştırmacı Dr. İsmail Cambazov ile buluştuk. Cambazov buraya gelenlere Bulgaristan’da Osmanlı’yı anlatmak için kendini bu uğurda adamış 90 yaşında bir gönül adamı. Yaşına rağmen 32 derece sıcağın altında şehrin önemli yerlerini tarihi geçmişlerini anlatarak yaklaşık 3 saat ekibimizi gezdirdi. Müthiş bir bilgi birikimine sahip Sayın Dr. İsmail Cambazov nefesinin son kertesine kadar buraya gelenlere hiçbir karşılık beklemeksizin Osmanlı’yı anlatacağını kendini bu uğurda feda ettiğini gördük. Kendisinde Allah razı olsun. Rabbim ülkemizde de herhangi bir karşılık beklemeksizin İsmail amca gibi ilim erbabının sayılarını artırsın.

Osmanlı Devleti döneminde sadece Sofya’da 135 adet cami ve mescid bulunurken bugün Müslümanların ibadetine açık tek bir cami bulunmaktadır. Bize azınlıkların ibadet hürriyeti konusunda ders veren Avrupa önce dönüp kendilerinin neler yaptıklarına baksın. İkindi namazımızı ibadete açık olan Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1567 yılına yapılan şehrin  tek camisi Kadı Seyfullah Efendi Camii’nde kıldık. Burada ezanın okunmasına ancak 55 db yüksekliğinde olacak şekilde izin verilmektedir. Sabah ezanı ise diğer insanların rahatsız olmaları nedeniyle yasak. Gerçi Müslüman olduğunu iddia edip te ezandan rahatsız olanlar ülkemizde de mevcut değil mi? Eski Sovyetler Birliği’nin yönetiminde kalan Bulgaristan’ın şehirlerindeki cadde ve sokaklar geniş. Binaların çoğu da tek tip. Ülkemizde TOKİ’nin estetikten uzak herhangi bir kültürü yansıtmayan ruhsuz yüksek binalar komünist Rusya’nın boyunduruğunda olduğu dönemlerde yapılmış. Yorucu ve zevkli bir gezinin ardından İsmail amcadan ayrılmak hüzünlü oldu bizler için. Allah ömür verdiği müddetçe Sofya’ya gidecek olanlara Dr.İsmailCanbazo beyefendi ile irtibata geçip engin bilgilerinden yararlanmalarını tavsiye ederiz. Akşam yemeğimiz Kadı Seyfendin Efendi Camii karşı çaprazında bulunan Düzceli bir işletmeciye ait olan Olive adlı bir lokanta da yedik. Yurtdışında dahi damak tadını değiştirmek istemeyenlere helal kesim etleri kullanan bu nezih lokantayı tavsiye ederiz. Akşam namazını camide kıldıktan sonra Yunanistan’a gitmek üzere yola çıktık. Yunanistan sınırını geçtikten sonra dinlenmek üzere gece 01.30’da Selanik’e 12 km uzaklıkta bulunan Perinthos Otele geldik. Yoğun bir geziden sonra yastığı başımı koyar koymaz hemen uykuya daldım. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Selanik şehir merkezine gitmek üzere yola 09.00’da yola koyulduk. 30 dakika sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evin bulunduğu yere geldik. Selanik Başkonsolosluğumuz da hemen bu evin bitişişinde. Müzenin giriş çıkışları Başkonlosluğumuzca sağlanmaktadır. Müze saat:10.00’da açılıyor. Müzenin etrafında çok sayıda hediyelik eşya dükkanı bulunmaktadır. Atatürk ile ilgili hediyeliklerin satıldığı sokakta gelen misafirlere çay ikram edilmektedir. Çay hasreti çekmiş bizler için bu ikram oldukça makbule geçti. Müzeyi ziyaret etmek üzere Türkiye’den bir çok ziyaretçi vardı. Bu ziyaretten sonra Selanik’in tarihi yerlerini gezdik. Daha önce adı Kara Kule olan ve Yunanlılar bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra beyaz boyadıkları Beyaz Kule’ye çıktık. Bu Kule Osmanlılarca isyancılarını hapis etmek üzere yapılmıştır. Kule’nin zirvesinde ekipten bir arkadaş hatıra fotoğrafı çektirmek üzer bayrağımız çıkardığında oradaki Yunanlı bayan bir görevli şiddetli bir tepki gösterdi. Burada bayrak açmanın yasak olduğu kulede Yunan bayrağı dışında hele bir Türk bayrağının açılamayacağını ifade etti ve hemen telsizle güvenlik görevlisini çağırdı. Tamam bayrak açmayacağız gerek yok dememize rağmen biz kuleden ayrılana kadar gözlerini ekibimizden ayırmadılar. Yıllar geçmesine rağmen Yunanlıların kalplerinde ve zihinlerinde Türk korkusunu atamadıklarını anladık. Selanik bir sahil kenti. Kule’de hemen sahil kenarında şehri bir çırpıda bu kuleden gözlemlemek mümkün. Selanik’te tek bir cami bile bulunmuyor. Yunanistan yaklaşık 40 yıldır AB üyesi. Ancak şehircilik anlamında  gelişmişlik açısından bizden 30 yıl gerideler. Bizde ücretsiz olan duble yollar burada otoban diye ücretli. 20-30 km.lik otoban ücreti 2,40 Euro. Yaklaşık 250  km.lik mesafede be defa otoban ücreti ödedik. Selanik şehrinin tamamını gözlemlemek için Selanik Kalesi’ne çıktık. Buradan  mükemmel bir seyir imkanı mevcut. Kalenin etrafındaki konaklar Osmanlı Konaklarını andırıyor. Yine Osmanlı izleri ne kadar silmeye çalışsalar da. Selanik’te son olarak Sultan II.Abdülhamit Han’ın tahttan indirilip sürgün edildiği ve üç yıl boyunca her şeyden uzak hapis hayatı yaşadığı bugün Valilik binası olarak kullanılan Alladdin Köşkü’nü görme imkanını bulduk.

Bir sonraki hedefimiz olan kurabiyesiyle ve özellikle Osmanlı Devleti’nin Mısır Valisi iken İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlıya ihanet eden Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın doğduğu şehir olan Kavala’ya gitmek üzere Selanik’ten çıktık. Kavala şehir girişinde büyük bir tabela ekibimizin dikkatini çekti. Tabelada Kıbrıs haritası. Harita’nın kuzey tarafı (KKTC) kırmızı bir renge boyanmış ve kan damlası var. Üzerinde Yunanca “Kıbrıs’ı Unutma!” Almanca “İşgalci Türkler Kıbrıs’tan defol” yazıları yer alıyordu. Neden İngilizce değil de Almanca dikkatimizi çekti. Burada şu sonuca varabiliriz ki; Yunanistan bugün Almanya’nın güdümündedir. Yunanistan’da Türk düşmanlığı alenen icra edildiğinin bir göstergesidir bu tabela. Hele ülkemizde bırakın resmi özel bir kuruluşun bu tür kin ve nefrete yol açacak bir slogan kullanması tüm Avrupa’yı ayağa kaldırmaya yeterdi. İşte Batı’nın gerçek yüzü.  Çifte standart bunların genlerine işlemiş desek abartmış olmayız. Kavala şehir merkezine girdiğimizde Bizans döneminden kalma Osmanlı’nın daha da geliştirdiği bir su kemeri bizi karşılıyor. Bir liman kasabası olan Kavala Kalesi’ne çıktık. Kalenin etrafındaki evler de Osmanlı Konaklarından oluşuyor. Burada da tam anlamıyla Osmanlı izini silememişler anlaşılan. 400-500 yıllık bir hakimiyetin izlerini silmek elbette kolay olmasa gerek. Yunanlılar Osmanlıya isyan eden hemşerileri bir Osmanlı paşası olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı çok sevmiş olacak ki, elinde kılıç at üzerinde büyük bir heykelini yapmışlar kalenin hemen altında bulunan evinin yanında. Evinin girişinde Yunan ve Mısır bayrağı yan yana yer almaktadır. Müslüman hele bir Türk bayrağına tahammül edemeyenler sırf Osmanlıya isyan ettiği için Osmanlı idaresindeki Mısır’ın valisi olduğu için bugünkü Mısır bayrağını asmaları manidar değil mi!  Ayrıca Kavala şehir çıkışında büyük su kemerinin hemen altındaki bir yön tabelasında “Konstantinopel 460 km” yazısı mevcut. Bu da çok manidar diye düşünüyorum.

Kavala çıktıktan sonra ünlü Kavala Kurabiyelerinin satıldığı bir tesiste ikram edilen bu kurabiyelerden tattık ve hasret kaldığım çayımızı yudumladık. Eşe dosta hediye götürmek üzere tadına doyum olmayan kurabiyelerden aldık. Bir sonraki hedefimiz Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine’ye gitmek üzere yola koyulduk. Yolculuk yaptığımız ekip gerçekten mükemmel insanlardan oluşuyor ve keyif verici bir yolculuk yapıyoruz çok yorucu olmasına rağmen. İki günlük programımıza 2 ülke 7 şehir sığdırmaya çalışıyoruz. Ve hiçbir detayı da kaçırmak istemiyoruz. Elbette bu kolay bir durum değil. Ancak ekip mükemmel olunca her iş kolay oluyor.

Gümülcine’ye varmadan hazır gelmişken yolumuz üzerinde olan Türklerin yaşadığı diğer bir şehir olan İskeçe’ye girdik. Burada şehir meydanında Osmanlı Devleti döneminde Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan saat kulesi halen dimdik ayakta. Burada da çok sayıda cami kiliseye çevrilmiş. İskeçe’de Türkler yaşadığı için diğer şehirlere göre cami ve mescid sayısı biraz fazla. Şehir meydanına ihtiyaç olmamasına rağmen çok büyük bir kilise yapılmış. Bu tür büyük kilise Almanya’nın desteğiyle Kosova’da da yaptırılmış. Biz buradayız burası bizim demek için sembolik yapılar olsa gerek.

Ekonomik buhran geçiren Yunanistan’da gözlemlediğimize göre hayat çok pahalı. Dünyanın en pahalı benzinini biz kullanıyoruz sanıyorduk ama Yunanistan bu konuda bizi geçmiş. Benzinin litresi 1,47 (6,11 TL) Dizelin litresi ise 1,22 Euro (5,07 TL). Yunanistan’ın yapıları Bulgaristan’a göre daha düzensiz. Binalar eski dökük halde. 20-30 sene hiç dokunulmamış gibi. Ayrıca dikkatimi çeken bir şey de bizim binalarımızın üzerinden 20 yıl önce kalkan eski çatı antenleri çok yaygın.

İkindi namazımızı İskeçe’deki küçük şirin cami, olan Hürriyet Camii’nde eda ettikten sonra yarım saatlik mesafede olan Gümülcine’ye gitmek üzere çıktık. Gümülcine’ye geldiğimizde bizi burada Numan Mehmet kardeşimiz karşıladı. Numan Mehmet kardeşimiz üniversiteyi Türkiye’de okumuş ve İlahiyat alanındaki Yüksek Lisansı’na İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde devam edecek. Numan Mehmet kardeşimiz, ekibimize yol boyunca rehberlik eden İBB Kültürel Miras Koruma Müdürlüğü’nde çalışan İbrahim Akkurt’un manevi kardeşidir. Bu gezi programını hazırlayan ve tüm ekiple özveriyle ilgilenen her türlü problemi çözüme kavuşturan İBB’den kardeşim Kerem Demircan ile rehberimiz İbrahim Akkurt’a hassaten teşekkür ederiz. Kısa zamanda çok verimli bir program yaptılar.

Bu kısa bir aradan sonra gezimize devam edelim değil mi? Gezi programımızın son durağı Gümülcine’deyiz. Burada bizi karşılayan Numan Mehmet kardeşimiz ile vekil imamlık görevi yapan genç bir kardeşimiz olan Fatih hoca ile cami ve mescidleri ziyaret ettik. Gümülcine nüfusunun yarısı Türklerden diğer yarısı ise Yunanlılardan oluşuyor. Belediye Başkanı Yunanlı Başkan Yardımcısı ise Türk. Gümülcine merkezde 20 cami ve 35 kilise bulunmaktadır. 5 adet Müslüman mezarlığı bulunmaktadır. Şehirciliği zaten gelişmemiş olan Yunanistan’da Gümülcine daha da bakımsız. Hele Türklerin yaşadıkları bölgelere neredeyse hizmet gitmiyor. Şehirdeki camiler Osmanlı döneminden kalma. 1608 Yılında yapılan Eski Camii, 1585 Yılında yapılan Yeni Camii, Kayalar Camii bunlardan birkaçı. Sultan II.Abdülhamid döneminde 1906 yılında yapılan bir de saat kulesi bulunmaktadır. Camileri ziyaret ettikten sonra Batı Trakya Toplumu’nun lideri Dr. Sadık Ahmet’i kabri başında ziyaret edip duamızı okuduk.

Dr. Sadık Ahmet Batı Trakya’da yaşayan Türkleri bilinçlendirme birlik ve beraberlik konusundaki çalışmalarından rahatsız olan Yunan hükümeti, Dr. Sadık Ahmet’in partisinin Meclise girmemesi için seçim barajını yükseltmiştir. 1995 yılında İskeçe’den Gümülcine’ye gelirken yolda bekleyen bir traktörle çarpışarak şehid olan Dr.Sadık Ahmet’in ölümünün sırrı hala çözülemedi. Büyük ihtimalle suikast olduğu düşünülmektedir. Kabir ziyaretinden sonra şehir meydanına gittik. Şehir meydanında bir anıt dikkatimizi çekti. Bu anıt Gümülcine’nin Osmanlı’dan kurtuluşunu simgeliyormuş. Orada gezinirken bir manga asker bando eşliğinde meydanda bulunan anıta doğru ilerliyordu. Anıtın sağ ve solunda göndere çekili Yunan bayrakları var. Burada asker eşliğinde hergün sabah ve akşam bayrak töreni yapılıyormuş. Akşamları tören eşliğinde bayraklar gönderden indiriliyor ve sabahları aynı şekilde göndere çekiliyormuş. Bu tören hergün aksamadan yapılıyormuş. Neden böyle bir tören yapıldığını sorduğumuzda Yunanlıların burada yaşayan Türklere burası bizim mesajı verildiği cevabını aldık. Anlaşılan Osmanlı Türk korkusunu içlerinden atamamışlar hala. Bize kısa süreliğine de olsa çok iyi ev sahipliği yapan Numan kardeşimiz ve Fatih hocamızla vedalaşarak ülkemize dönmek üzere yola koyulduk. İpsala sınır kapısına doğru geldiğimizde yaklaşık 7-8 km uzunluğunda araç kuyruğu vardı. Buradan çıkmamız saatler alır diye düşündük. İzin dönemi olması sebebiyle gurbetçiler Kapıkule Sınırı daha yoğun olduğu için bu tarafa yönelmişler. Allah’tan bir bayan rehber otobüslere ayrılmış yolu açmak için yoğun gayret gösterdiği için sınırı dört saatte geçebildik. Yunan tarafının gümrük memurları vurdumduymaz bir şekilde işi çok ağırdan alıyordu. Daha hızlı yürüyebilirdi işler. Nihayet güzel ülkemizin sınırı geçtik ve kısa bir süreliğine ayrıldığımız vatan topraklarına yeniden kavuştuk.
 
Teşekkür: Çok güzel bir şekilde başlayan ve neticelenen Bulgaristan-Yunanistan Seyahat Programının düzenlenmesinde emeği geçen başta Kerem Demircan olmak üzere bu programın gerçekleşmesinde ve rehberlik konusunda büyük katkıları olan İbrahim Akkurt’a, ekipteki tüm arkadaşlara, hassaten ilerlemiş yaşına rağmen bir telefonla ne zaman nerede buluşalım diyen değerli büyüğümüz araştırmacı Dr. İsmail Cambazov Beyefendiye, Gümülcine’de çok kısa süreliğine de olsa tüm ekibimizi ağırlamak konusunda âlicenap misafirperverliği konusunda Numan Mehmet ve babası İrfan Mehmed, Fatih Hoca ve ekibimizin fenomeni haline gelen şoförümüz Metin Bey’e şükranlarımızı arz ederiz
1000
icon
Mesud AKYÜZ 8 Ağustos 2017 22:13

Kaleminize saglik Recai Bey, bu guzel gezinin notlari da guzel ve samimi olmus. Gezi boyunca notlar aldiginizi goruyordum ama hic bunlari yaziya dokeceginizi dusunmemistim. Kaleminize saglik, baska gezilerde de ayni ekiple veraber olmak dilegiyle...

0 0 Cevap Yaz
duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde