MİHMANDÂR-I NEBÎ’NİN KAPISINDA

Okunma: 176
Araştırma-İnceleme 31 Mayıs 2017 11:03
Videoyu Aç MİHMANDÂR-I NEBÎ’NİN KAPISINDA
A
a

Sen O’nu görür isen zinhâr deme kim Çün ol surete mihmandâr deyüler Bu şehr-i Stanbul’a bir Halid gelir imiş Semt-i Eyyüb’e ol zatın ismi gerek

Şuarânın dizelerinden taşan bir şehirde,
Hükemânın ayan beyân olduğu bir semtin
Hem ulemâsından hem fuzelâsından güzel bir insan:
İstanbul, Eyüp, Halid bin Zeyd.
Ayn, şın, kaf.
Aşk!
 
Hüsnüm şudur ki; aşk evlâdır her şeyden ve her zerreden
Bu sebepledir ki;
Aşk’ı kavra, Aşk’a adan, Aşk’ta bul ve Aşk’tan yan; olsun duâmız.
Amin.
 

ع/ Ayn: alem, abd, aşk…
 
21. asırda İstanbul’un Lale Devri’ni hayret makamında temaşasının hemen bitiminde bir vakit… İklimlerden bahar... İçinden bütün başlangıçların, yolculukların, çilenin, sabrın, sebatın, varışların, nasiplerin, firkatin ve hep aranan vuslatın mütemadiyen geçtiği bir semtin kapısına varıyoruz edeple. Eyüp’e… Tarihi Arnavud kaldırımlarının tarihle raks edişi şaşırtmamalı bizleri burada. Zira O, sadece bir semt adı olarak kalmaz, teşhislenerek vücud bulur ruh iklimimizde. Hangi taşını idrake kalkışsak iç burkan özlem meltemleri estirir;  ta Medine’den, en Sevgili’den
El an, diz çöküp ses verelim Medine’den esecek olan rüzigâra…
 
Asıl ismi Halid, künyesi Ebû Eyyûb… Medine’den… Ensâr’ın Hazrec kabilesinin Neccâroğulları kolundan… Zeyd’den olma, Zehra binti Sa'd’dan doğma…  Abdülmuttalib'in validesi tarafından Peygamber’e akraba… Ümmü Eyyüb’e sadık eş… Halid, Muhammed ve Umre’ye baba… Hep şükür makamında, makamında aşk’a sâdıka… Aşk-ı belâya müptelâ…

Hicrete iki yıl kala, hanımı Ümmü Eyyûb ile birlikte İslamla müşerref oldu. İlklerden olmayla taçlandı. Bedir Uhud, Hendek, Hayber, Mekke'nin Fethi ve diğer tüm gazvelerde Peygamber (sav) yanında cihatta bulundu. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer devirlerinde; Suriye, Filistin, Mısır ve Kıbrıs seferlerine katıldı. (H. 28/ M. 648-49) Hz. Osman’ın namaz kıldırması, Medineli asiler tarafından engellenince, bir müddet halifenin yerine imamlık yaptı. Zinnureyn’in nurundan payelenendi. (H. 35/ M. 656) Hz. Ali’nin Irak’ta bulunduğu sürede Medine’ye vekil kılındı. Hâricîler’le ve Muâviye’yle yapılan savaşlarda Peygamber damadının yanında kılıç salladı. 622 senesinde gerçekleşen İkinci Akabe Biatı’nda bulundu.  
 
Çokça hâlimdi, ziyâdesiyle sâkin. Sözü de temizdi, ahlâkı da. Doğru bildiğinden şaşmadı. Şaşkınlığı yalnız İslamî güzellikler karşısındaydı. Güzele şaşkınlık, hayret makamındandı. Hayret ettiğini seyretti. Seyrini keşfetti. Keşfiyle tekrar tekrar hayra daldı. Allah’ım sen hayretlerimizi hayra çıkar!
 
Rivayet mevzusunda çok hassas davranan Ebû Eyyûb el-Ensârî'den yalnız 150 hadis rivayet edilmiştir. Sahih olanın peşinde, peşine düştüğünün idrakinde, bir hadisi Ukbe b. Âmir'den bizzat rivayet için Medine'den Mısır'a kadar gitmiştir. İbn Abbas, İbn Ömer, Berâ b. Âzib, Enes b. Mâlik, Câbir b. Semüre gibi sahâbîler ile Saîd b. Müseyyeb, Urve b. Zübeyr, Salim b. Abdullah, Atâ b. Yesâr gibi tabiîler; O’ndan hadis rivayet edenlerin başında gelmektedir.
 


 / Şın: şeb, şafak, şems

 
Bir yanda türâp vardı, bir yanda ateş.
Bir taraf şeref kazanıyordu O’nunla, bir taraf küfürle necse bulanıyordu.
Bir iman vardı, bir de ondan nasipsiz gönüller…
Bir Mekke vardı, bir de Medîne…
Hicrettir şimdi bahsi geçecek olan:
 
Gözler hasretle yolda… Ahh bir haber verse semadaki kuşlar, ahh bir görünsen Ey Sevgili, bir görebilsek seni dünya gözüyle…
Ve hurma ağaçlarında bekleyen gözcülerin sesi yankılandı:
-Geliyorlar... İşte... Resulullâh geliyor! 
Peygamber geliyordu Mekke’den. Şiir gibi geliyordu. Veda Tepelerinde ay doğuyordu. Şükür, secdeye kapandı o anda. Edebiyat şaha kalktı. Göz, inciler döktü peşisıra. Def, her vuruşta Nebî’yi andı. Ensar; kadını, erkeği, ihtiyarı ve çocuğuyla tek yürekte cem’ etti. Süreyya ışığını seyre daldı. Diller, Kabe’de tavaf edip pir û pak olduktan sonra çözüldü ve haykırdı:
 
Taleal bedru aleyna.
 Minseniyyeti-l veda'
Vecebbeşşükrü aleyna 
Mâdeâ lillahi de'a
 
En Sevgili, Kûsva’nın üzerinde ilerlerken zihinlere bir sual düştü: ‘‘Peki Allah’ın Resul’u nerede kalacaktı?’’ Resul buyurdu: "Devemin (Kusvânın) yularını bırakınız. O me'mûrdur. Kimin evinin önünde çökerse, orada misâfir olurum."
 
Her şey nasipti. Nasip, güzel şeydi doğrusu. Kusvâ’nın her adımı, kaderin tecellisine imareydi.  Adeta ‘‘Mihmandar-ı Nebi’’ sıfatını nakşediyordu Ebû Eyyûb’ün alnına. Kûsva, ilk olarak bugünkü Mescid-i Nebî'nin bulunduğu yere çöktü, Resul (sav) inmedi. Nasiplenecek yer burası değildi çünkü. Kûsva bundan haberdarmış gibi usulca kalktı ve nazlı nazlı salınarak Medine sokaklarında yürüdü, yürüdü. Derken eski bir yere çöktü ve daha da kalkmadı. Efendimiz (sav) Kûsva’dan inerek şöyle buyurdu: "İnşâallah menzilimiz burasıdır." Hasıl-ı kelâm; Resul’ün ‘‘menzil’’ kelâmı, Ebû Eyyûb El Ensari’nin evine düştü, orayı nura gark edeceği muhakkaktı.
 
Ebu Eyyûb’ün iki katlı evi:  dört başı mamur mekan…
Misafir olan Resul (sav): nur, huzur…
Melekler semadan Sündüs indirdi. Döşedi. Ebu Eyyûb isterdi ki, O’nu en iyi şekilde ağırlasın. Efendimiz (sav) kendisine ziyarete gelen sahabiler rahat etsin diye alt kata yerleşmişti. Ebû Eyyûb ve eşi de üst katta kalıyordu. Efendimizin bulunduğu yerin üst katında kalmak edebe aykırı, muhabbete tezattı elbet.  Seven isterdi ki; sevdiği hep en güzele, en latife denk düşsün. Bu sebeple Efendimizi, üst katta kalması husunda razı etti. Gönlü teskin oldu. Doğrusu bu, edebe riayetti. Resulullah (sav) kaldığı sürece bu ev, İslâmiyet'in öğretildiği bir yer oldu. Efendimiz ihtiyacı olanlara burada yedirdi, içirdi, onlara hediyeler dağıttı. Ebu Eyyûb de çokca dua aldı.
 
Ebû Eyyûb, belki  de ilk kez vakitten şikayet etmişti. Ne de çabuk geçer olmuştu saatler. Bir ömürde yedi ayrı bahar, yedi aya denk düşer miydi?! Resul misafir ise evinde düşerdi elbet. Hem de her lahzasına kelebekler kondurarak. İşte böyle geçmişti Resul’ün misafirlik günleri Ebu Eyyûbî’nin evinde; su gibi, masal gibi, rüya gibi…
 
Yesrib… Peygamber kelâmıyla Medine olan kutlu şehir… Bu kez de muâhâtın (kardeşlik bağının) kuruluşuna tanıklık etti.  Efendimiz (sav) Mekke’den hicret edenlere ‘‘Muhacir’’, onlara yarım eden Medinelilere ise ‘‘Ensar’’ dedi. Ensar ile Muhacir kardeşti evvelden, ilk demden… Bezm-i elesten… Bir kez de dünyada yenilediler akidlerini.
Ebû Eyyûb’e, İslam Sancaktarı Mus’ab bin Umeyr,
Mus’ab bin Umeyr’e, Mihmandar-ı Nebi Ebu Eyyûb el-Ensari…
İki güzel insan, iki güzel kardeş… Betimlemesi bile ister marifet… Hep letafet…
 


ق/ K
âf: kalem, kağıt, kavl…

 
Duyanları kâh cesaretlendirip kâh sarhoş eden hadis yankılandı cihânda. Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin hemen yanında, yanıbaşında, sol tarafında: ‘‘İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.’’
 
Hicrî 52… Takvimler, İstanbul Kuşatmasına işaret ediyordu. Talih, kaç kez kuşatma yaşatırdı bu şehre? Ve kaç kez nasipsizlik ile hüzzam olurdu gelenler? Hadisin tecellisi vardı, her tecellinin de elbet bir vakti.
 
‘‘Ameller niyetlere göredir’’ dedi Ebû Eyyûb, niyetinde fütühât esintisiyle…
‘‘Bismillâh!’’ dedi Mihmandar-ı Nebî, hadisten nasip dilercesine…
‘‘Ya nasip!’’ dedi Ensarî, Nedim’in beyitinden kâm alacakcasına:
 
 Bu şehri Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır
 Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır
 
Muavi’yenin oğlu Yezid kumandasındaki İslam Devleti, Şam’dan İstanbul’a doğru yola çıkmıştı. Yazgı da, yol da, alınacak olan ‘‘Ebû Eyyûb’’ künyesi de tılsımlı şehirlerin şahı İstanbul’a düştü. O da 80’ni bulan yaşına aldırış etmeksizin orduyla birlikte yola revân oldu. Ecel, kişiye biçilmiş kaftandı. Vakti geldiğinde giydirirdi ‘‘fani’’ nisbesini. Ve tam o demde, İstanbul kuşatıldığında, hastalandı. Yezid’e şöyle vasiyet etti:
 
‘‘Ben öldüğüm vakit beni yüklen ve düşmanın boş alanında ulaşabildiğin yere kadar ilerle, önün kesildiği yerde beni defnet ve dön.’’
 
H. 49/ M. 669’da vefat eden Ebû Eyyûb’ün cenaze namazı, Yezîd b. Muâviye tarafından kıldırıldı. Vasiyetine uygun olarak İstanbul surlarına yakın bir yere defnedildi.
 
Kimi keşifler miladı muştular, bazı milatlar bahar getirir ve ‘’her bahar bir çiçekle başlar’’dı. Peygamber hadisi, Fâtih Sultan Mehmed’in alınyazısıydı. Yazılanın cerayanı elzemdi, yeter ki beşer kalemiyle yazılmasın. Yazılan gerçekleşti. Konstantiniyye fetholundu. İsmi İstanbul oldu. Hakikaten O komutan ne güzeldi, O komutanın askerleri ne güzeldi.
 
Fethin ruhu, maneviyata da mana nakşetti. Fatih Sultan Mehmed, Peygamber hadisiyle taçlandı. Peki Mihmândar-ı Nebevî’nin mezarı neredeydi. O’nu hemen bulmak gerekti. Fatih büyük içtihatla durumu hocası Akşemsiddin’e bildirdi.
 
Akşemseddin, Fatih’le birlikte surların yakında… Keşfin nüzulü, esrar perdelerinin  birbiri ardına açılması ve manevi bir ilhamla Akşemseddin Hazretleri tarafından bulunan Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin mezarı… Şükür duaları, duanın şükrü… Mezarın bulunduğu yere, türbe ve câmi...  Şimdi Mihmandâr Nebî’nin türbesi, kendi adı ile anılan Eyüp semtinde ve kendi adı verilen Eyüp Sultan Camii’sinde bulunmaktadır.
 

 

Be Hey Gönül!
Mekke’den Medine’ye, Şam’dan İstanbul’a bir seyir geçti gözler önünden. Atılan adımlara, basılan her toprağa sen nasıl kıymet biçersin, söyle?! Şimdi, şu iki mısra arasında bitâp düş. Sonra sükûta bürün. Şerhi de sana kalsın, izâhı da. Nasibini al ve yola koyul. Ne demişler vakit dar, yol uzun. Amma unutma semt-i Eyyüb yakın. Yakın olanı yakîn de eyle vesselâm.
 
Ziyâretgâhdır Eyyubı Ensârî beğim amma
Halâvet bahşider bir nesnesi yok tab'ı insâne
 
 

 FATMA BÜYÜKKARA

 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde