İbrahim AKKURT

Medine Müdafâsının Şanlı Kumandanı, Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa

Peygamber Ocağı olan Osmanlı Ordusunda birçok önemli vazifelerde bulunmuş, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası kahraman askerleri ile birlikte binbir yokluk içerisinde 72 gün Hz. Peygamber’in medfun bulunduğu belde olan Medine’yi düşmana karşı savunan büyük kumandan…

21 Şubat 2017 09:21
A
a

1868’de o zamanlar Osmanlı toprağı olan Bulgaristan’ın Rusçuk kasabasında dünyaya gelen Ömer Fahreddin, tarihimize 93 Harbi olarak geçen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası ailesiyle birlikte İstanbul’a gelmiştir. Babası, Nizam-ı Cedid Ordusunda Topçubaşı Ömer Ağa’nın oğlu, Tuna Vilayeti Posta ve Telgraf Başmüdürü Mehmed Nahid Bey’dir. Annesi ise Akıncı Bali Bey’in soyundan gelen Rusçuk’lu Fatma Adile Hanım’dır.
 


 
Küçük yaşlardan itibaren çok sevdiği askerlik mesleğine girebilmek için askeri okullarda okumaya başlamıştır. Mekteb-i Harbiye-i Şahane isimli Harb Okulu’nu birincilikle bitirdikten sonra Erkan-ı Harbiye Mektebi isimli Harb Akademisini de çok iyi bir derece ile bitirerek mezun olan Ömer Fahreddin, 1891 yılında Kurmay Yüzbaşısı olarak Osmanlı Ordusuna katılmıştır. 4. Ordu’da birçok mevkide hizmet etmiş; bölgede Ermeni çetelerin ayaklanmasına mani olmuştur. 1910 yılında Kurmay Albay olarak Tekirdağ 2. Kolordu Kurmay Başkanı olmuş, 1911-1912’de Trablusgarb Savaşına katılmıştır. Balkan Savaşlarında da kritik görevler alarak Edirne’nin düşmandan geri alınışında önemli bir vazife üstlenmiştir. 11 Kasım 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na giren Osmanlı Devleti’nin Suriye Cephesindeki 12. Kolordu’nun kumandanı olarak orduyu Halep’e getirmiş 12 Kasım’da Paşalığa terfi ettirilmiştir. Fahreddin Paşa, 1915 yılında Başkumanlanlık tarafından Suriye’de bulunan 4.Ordunun kumandan vekilliğine tayin edilmiştir. Fahreddin Paşa’nın tarihe altın harflerle kazınacak icraatı ise bu yıllarda başlıyordu. İngilizler’in büyük Arap krallığı vaadine inanan Şerif Hüseyin, Osmanlı’ya karşı milis kuvvetler toplamaya başlamıştı. Suriye’de 4. Ordu kumandan vekili sıfatıyla bulunan Fahreddin Paşa’dan, Medine’ye gitmesi, olup bitenleri incelemesi istendi.




Paşa’nın Medine’ye varmasından 5 gün sonra (5 Haziran 1916) isyan başladı Peygamber şehrinde bulunan yaklaşık 40 bin kişi; hasta askerler, memur ve subay aileleri ile yerli halkın bir kısmı, savunmayı güçleştirmesin diye Şam’a nakledildi. Paşa, Medine ulemasından fetva aldı, Ravza-ı Mutahhara’da asırlar boyu gelen hediyelerden birikmiş muazzam ‘emânet hazinesi’ni trene yükledi ve İngilizlerin eline geçmesin diye İstanbul’a gönderdi. Nihayet Medine kuşatıldı. Sıkıntı dolu günler başlamıştı. Halk tahliye edildiği için Ravza-ı Mutahhara’yı asker temizliyor, ezanları okuyor, siperlerde nöbeti yine onlar bekliyordu. Fahreddin Paşa, erzakı bitip açlık çeken askerlerine çekirge yemeleri için talimatlar yayınladı. Fahreddin Paşa, yayınladığı talimatnamede; Çekirge yemenin sünnet olduğunu, çekirgenin faydalarını, bunlardan yapılacak yemeklerin tariflerini anlattı. Günler böyle zor şartlar altında geçerken Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Antlaşma gereği bütün imparatorluk coğrafyasındaki Osmanlı askerleri silahlarını düşmana teslim etmek zorundaydı. Bu haberi alan Fahrettin Paşa, restini çekti ve tarihe kazınan konuşmasını askerlerine hitaben şu şekilde yaptı: “Bu asker Medine’nin enkazı ve nihayet Ravza-i Mutahhara’nın yeşil türbesi altında kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır.  Allâh-u Teâlâ bizimle beraberdir. Şefaatçimiz O’nun resûlü Peygamberimiz Efendimiz’dir”. Fahreddin Paşa, Sadrazamdan gelen teslim olun emrini, ‘padişah imzası yok’ diye dinlemedi. Bunun üzerine Padişahtan imza aldılar, “Hocam, sen ikna edersin” deyip Adliye Nazırı Haydar Molla’yla gönderdiler; “Baskı altında imzalamıştır” dedi, kabul etmedi. Fahreddin Paşa, ortada devlet kalmadığı halde İngilizlere, hatta bütün dünyaya meydan okuyordu.



Bütün dünya da gözlerini dikmiş, bu inanılmaz mücadeleyi seyrediyordu. Yapacak bir şey kalmadığında Fahreddin Paşa, yatağını-yorganını Peygamber’in (s.a.v) kabri yanına serdirdi, içine girip oturdu; “O’nun şefaatine sığınıyoruz” dedi. 27 Ocak 1919’da arkadaşları tarafından kolları tutularak belinden tabancası alındı. Bütün asker, subaylar ve Fahreddin Paşa ağlıyordu. Büyük Komutan adet gereği, kılıcını İngilizlere vermedi. Hazreti Peygamber’in kabri üstüne bıraktı kılıcını. Yüce Peygamber’inin huzurunda gözyaşlarını tutamıyor, hıçkırarak af diliyordu. Aynı gün İngilizler Fahreddin Paşa’yı Yenbu iskelesinden bir savaş gemisiyle Mısır’a götürdüler. Altı ay Kahire’de hapis kaldı. Oradan savaş suçlusu olarak Malta Adasına götürülerek iki yıl daha zindanda kaldı. İşgal altındaki İstanbul’da Kürt Mustafa Paşa mahkemesi tarafından gıyaben idama mahkum edildi. Mustafa Paşa’nın girişimi ile Malta’daki tutuklu mebuslarla birlikte kurtarıldı. İtalya, Almanya ve Rusya üzerinden 2 Ağustos 1921’de Kars’ta vatan topraklarına ayak bastı. Hemen Ankara’ya geçerek Milli Mücadeleye katıldı. 1922 Yılında Afganistan Kabil Büyükelçisi olarak tayin edildi. Fahreddin Paşa Afganistan’da dört yıl görev yaparak Türk-Afgan dostluğunun temelini attı.


 
1926 tarihinde Türkiye’ye döndüğünde gördüğü manzara karşısında İstanbul’daki evinde inzivaya çekildi. “Medine Müdafii”, “Çöl Kaplanı”, “Hz. Peygamber Aşığı” Fahreddin Paşa, 22 Kasım 1948 senesinde 80 yaşında vefât etmiştir. Vasiyeti gereği Rumeli Hisarı kabristanına defnedilmiştir.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde