Kasım BOLAT

Balkanlar’dan Anadolu’ya Türk Göçleri Ve Türkiye

Göç hareketleri, insan neslinin ilk dünyaya gelmesinden itibaren ortaya çıkmış sosyal bir olaydır.

7 Eylül 2016 12:15
A
a
Türk tarihi çerçevesinde göç hareketlerini incelediğimiz zaman göreceğimiz manzara; Türklerin sürekli olarak hareket halinde oldukları ve gittikleri bölgelerde siyasi bir örgütlenme olan devleti meydana getirmeleridir. Göçler, Türk tarihi açısından her zaman önemini korumuş olan sosyal bir hareketliliktir. Zira Türklerin dünyaya yayılmaları göçler sonrasında olmuştur. Diğer yandan, Kavimler göçü ile Avrupa’nın ortalarına kadar gitmeleri ve orda Avrupa Hun Devleti’ni kurmuş olmaları yine Türklerin hareketli bir millet olmasından yani Anayurtlarından göç edip buraya gelmelerinden kaynaklanmıştır. Avrupa Hun Devleti yıkılınca, Avrupalılar Osmanlı Devletinin kuruluşu ve Türklerin bu bölgeye yerleşmelerine kadar ciddi bir Türk yerleşmesi ve baskı altında kalmadı. 1071’de Alparslan ile açılan Anadolu kapısından Türkmenlerin göç etmesi ile birlikte, hem Anadolu’ya sistemli bir Türk yerleşmesi hem de şehirleşmesi olmuştur. Başta Bizans olmak üzere diğer bölgelerde de Türklerin bu bölgeye gelmemesi için girişimlerde bulunulmuştur.

Alparslan’ın açtığı kapıdan giren Türkler, Anadolu’da, Anadolu Selçuklu Devleti’ni ve bu devletin yıkılmasından sonra değişik bölgelerde kendi liderlerinin adında Beylikler kurdular. Osmanlı Beyliği 1300’lü yıllarda Bizans’a yakın sınır bir bölgede ortaya çıkmış, Gaza ideoloji ile Gayrimüslimler ile mücadeleye girmiş ve kısa bir süre içerisinde de nüfuzunu bu bölgede hissettirmiştir. Rumeli’ye geçiş, Osmanlı Devleti’nin büyümesinde en etkili rolü oynamıştır. Zira Osmanlı Devleti Balkan yani Rumeli güdümlü bir Türk- İslam Devleti idi. Bugün Anadolu, Anavatan olarak kabul ettiğimiz pek çok şehrimizin fethi Rumeli’de fethedilen pek çok şehirden sonra olmuştur. Bu durumun değişik siyasi nedenleri vardır ama dikkat edilmesi gereken husus Osmanlı Devlet teşkilatın da en yüksek rütbe sahiplerinin Rumeli bölgesini yönetenlerin olduğudur.



Osmanlı Devleti’nin kurulmasında ve gelişmesinde özellikle de Rumeli bölgesindeki yerleşme aşamasında sürekli olarak Türk göçlerini görmekteyiz. Moğol baskısından kaçan Türkmenlerin Anadolu’da yığılmaları ve Osmanlı Bayrağı altına girme istemeleri, Devletin kısa bir süre içerisinde insan gücü bakımından çok önemli bir noktaya ulaşmasına neden olmuştur. Osmanlı Devleti de elindeki bu insan gücünü, almış olduğu bölgeleri Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için çok güzel bir şekilde sistemli olarak kullanmış ve Anadolu’daki pek çok Türkmen grubunu Rumeli’ye yerleştirmiştir. Rumeli’ye sürgünler ve iskânlar neticesinde pek çok Türk ailesi yerleşmiş ve bölgeyi benimsemişlerdir. Osmanlı Devleti Rumeli’ye yerleşecek olan Türk ailelerinin öncelikle gönüllü olmasını istemiş, gönüllü olmadıkları takdir de zorla sürgün edilerek fetih edilen bölgeye iskân etmişlerdir.  Diğer yandan Rumeli bölgesinde hızlı bir şekilde Türkmenlerin yerleşmesinde iskân, sürgün gibi devlet politikasının etkisi görüldüğü gibi dini anlayış da Rumeli bölgesinde Türkmenlerin yerleşmesine katkı sağlamıştır. Özellikle dini olarak önemli bir rol oynayan kolonizatör Türk dervişleri bölgede hem dini inanç ihtiyacını karşılıyor hem de bölgeye insan yerleşmesi konusunda teşvik ediyorlardı. Böyle olunca Rumeli kısa bir süre içerisinde Türk akınına uğradı ve bölge Türk- İslam kimliğine büründü. Öyle ki; yapılan araştırmalarda görüldüğü üzere, 16. yüzyılda Rumeli’deki Türk nüfusu Anadolu’daki Türk nüfusundan daha çok hale geldi.

Türklerin hareketli bir millet olması gittikleri bölgelere uyum sağlamayı kolaylaştırmıştır. Rumeli toprakları Türklerin en çok benimsediği ve sevdiği coğrafyalardan olmuştur. Öyle ki Rumeli toprakları ikinci bir Anadolu konumuna gelmiştir. Çünkü Türkler gittikleri bölgelere geldikleri bölgelerin yâda bağlı bulundukları boyların adını vermişlerdir. Durum böyle olunca da Anadolu’daki bazı yer isimleri ile Rumeli’deki bazı yer isimleri paralellik göstermiştir.



Türklerin Rumeli’deki yaşamı 400 yıl barış ve huzur içinde geçti. Ancak; klasik Osmanlı Devlet yapısının ve siyasi durumun değişmesi Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında rol oynayan önemli bir faktör oldu. Ancak erken dönemlerde bozulmaların başlamasına rağmen devletin yapısındaki geleneksel faktörler, devletin kısa bir süre içerisinde yıkılmasına imkân sağlamamış devlet zor bela da olsa ömrünü sürdürmeye çalışmıştır. Osmanlı Devletinin büyümesinde etkili olan coğrafi bölgenin Rumeli olduğunu söylemiştik. Şimdi baktığımızda görüyoruz ki Osmanlı Devletinin Avrupalılar ile olan mücadelesinden dolayı gerek toprak kayıpları gerekse ayrılıkçı hareketler yine Rumeli bölgesinden olmuştur.

1789 Fransız İhtilali pek çok Avrupa ülkesinde siyasi ve sosyal yönden değişimlere neden olduğu gibi Osmanlı coğrafyasında da etkisini göstermiştir. Ancak bu etki hem fikir akımları yönünden hem de ayrılıklı hareketler yönünden olduğu için Osmanlı devleti bu dönemi çok sancılı geçirmiştir. Fransız İhtilali’nden kısa bir süre sonra Sırpların, Rumların, Yunanlıların ve Bulgarların Rumeli’de ayrılıkçı hareketlere girmesi, Osmanlı Devleti’ni Rumeli topraklarında zor duruma soktu. Bu durum hem siyasi yönden hem de sosyal yönden Osmanlı devleti için içinden çıkılmaz sorunlara itti. Toplumsal olarak en büyük sıkıntı Türklerin Rumeli topraklarından göç etmek zorunda kalmasıdır. Türklerin, Balkanlar’dan Anadolu’ya göç etmesinde pek çok neden vardır. Bu nedenler arasında, Bulgarların, Sırpların, Rumların, Yunanlıların ve Rusların bölgede etkili olması ve Türkler planlı olarak bölgeden uzaklaştırmak istemeleri ön sırada gelir. Türklerin her türkü ihtiyaçlarının kısıtlanması, dini inançlarını dahi özgürce yerine getiremiyor olmaları ve en önemlisi de can güvenliklerinin olmaması Türklerin Balkanlar’dan Anadolu’ya göç etmelerine neden olmuştur.  Türk köylerinin Bulgar çeteleri tarafından basılması ve masum köylülerin çeşitli işkenceler yâda değişik yöntemlerle öldürülmesi mallarının ellerinden zorla alınması Türk göçlerinin ailesel olduğu gibi kitlesel olmasına da neden olmuştur. Zira Osmanlı Devleti’nin göçler ile en çok sıkıntı yaşadığı ve zorlandığı dönem 1877-78 Osmanlı Rus savaşından sonra olan 93 muhaceretidir. Bu savaştan sonra Anadolu’ya Türk göçlerinin 5,5 milyon civarında olduğu en az 500 bin kişinin de yollarda eşkıyalar yâda çeteler tarafından öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Bu yüzden en çok Türk göçler Balkanlardan olmuştur. Bulgar milli devletinin kurulmasında etkili bir rol oynayan Rusya’nın Balkanlar’dan Anadolu’ya göç eden Türklerin adeta zorunlu hale getirmiştir. Çünkü Türk göçlerinin Balkan milli devletlerinin kurulası ve şekillenmesi açısından çok önemli bir faktördü. Balkanlarda kurulmak istenen devlet, gerçek hüviyetine kavuşabilmesi için bölgeden biran önce Türklerin gitmesine bağlıydı.

Milli devlet oluşumlarına Türklerin kendilerine engel olacağını düşündükleri için biran önce bu durumun gerçekleşmesi açısından hızlı ve planlı bir şekilde Türklerin göç etmesi yada ölmesi için çaba harcayan Balkanlı devletler maalesef göç etmekte olan Türkleri de rahat bırakmadılar. Göç yollarını çetelere bildirerek mallarının yağmalanmasına yâda kasten geçit yerlerine toplar atmak suretiyle ölümlerine neden oldular. Diğer yandan Ruslar ve Bulgarlar Rumeli’de baskın yapmış oldukları Türk köylerinden kaçırdıkları Müslüman Türk kadınlarını Rusya’da genelevlere satmışlardır. Bu gibi insan yapısına uygun olmayan davranışlara maruz kalan Türkler evlerini ve 400 yıl kesintisiz ve sorunsuz olarak yaşadıkları toprakları bırakıp, Anayurt dedikleri topraklara göç etmek zorunda kaldılar. 1877-78 yılında ortaya çıkan bu büyük göç dalgası Osmanlı Devletinin sosyal, siyasal ve ekonomik yönden türlü sıkıntılar çekmesine neden oldu. II. Abdülhamid’in padişahlık yıllarına rastgelen bu hareketler, devletin en az kayıp ile içinden sıyrılması için çalışmalar ve komisyonlar kurulması ile şekillenmiştir. Balkanlar’dan Anadolu’ya göç eden Türkler öncelikle en güvenlikli yer olarak Anadolu’yu tercih ediyorlardı. Bunun içinde can havli ile biran önce göç etmek için çırpınıyorlardı. Bu göçler esnasında pek çok çocuk ailesiz ve çok anne, baba da çocuksuz kaldı. Çünkü göçmenler yollara ya öldürülüyorlar ya birbirlerini kaybediyorlar yâda hastalıktan hayatlarını kaybediyorlardı. Edirne ve İstanbul’a gelen muhacirler, camiler, hanlar, hamamlar, barakalar, kiralık evler ve boş bulunan her türlü yere yerleştiriliyorlardı Çünkü binlerce kişinin birden göç etmesi böylesine önemli yani barınma, sağlık ve gıda gibi sorunlara yol açmıştı. Denilebilir ki muhacirler kendileri ile birlikte istemeden de olsa sosyal bir sorunu da beraberlerinde getirmişlerdir. Diğer yandan İstanbul’a gelen muhacirlerin duygularını sömürerek onları siyasi amaçlarına malzeme olarak kullanan Ali Suavi gibi kişiler Çırağan Sarayı’na baskın yapmışlar ve V. Murad’ı kaçırıp tekrar padişah yapmak sevdasına düşmüşlerdir. Daha sonra hatalarını anlayan muhacirler padişah II. Abdülhamid’den affedilmelerini isteyen bir mektup yazmışlar ve özür dilemişlerdir.



Balkanlar’dan Anadolu’ya göçler sadece 19. yüzyılda 1877-78 Osmanlı Rus savaşı ile sınırlı kalmamıştır. 93 Harbinde başlayan kitlesel göçler, 1912-13 Balkan Savaşlarında da devam etmiştir. 93 harbinde kitlesel olarak başlayan bu göç hareketleri Balkan milli devletlerinin tam manası ile kendi kimliklerine kavuşacakları vakte kadar devam etti. Burada Bulgaristan ayrı bir milli devlet olarak incelenmesi gerekmektedir. Ancak burada bizim zamanımız olmadığından dolayı Bulgaristan’ın milli devlet oluşumundaki Türk göçlerinin etkisine değinmeyeceğiz. Ancak şu bir gerçek ki; Balkanlardan Anadolu’ya en çok göçler Bulgaristan toprakları üzerinden olmuş ve 1989’lu yıllara kadar kitlesel göç halinde kendisini göstermiştir. Eğer Türkler Balkanlar’dan göç etmemiş olsalardı, muhtemelen Balkan Milli devletleri bugünkü hüviyetlerine kavuşamayacaklardı. Çünkü nüfus yapılarına ve sayılarına dikkat ettiğimizde Türklerin bazı bölgelerde balkanlı milli devlet nüfuslarından fazla bazı bölgelerde nüfuslarına yakın bir oran görünmektedir. Böyle olunca da kurulmak istenen milli devlet sadece pratikte kalacak Türk nüfusu bölgede sorun teşkil edecektir.

Bu kısa yazımızda Balkanlardan Anadolu’ya yapılan göçlere dikkat çekmeye çalıştık. Osmanlı Devletinin son dönemlerini ve hele de Modern Türkiye’nin etnik, kültürel ve siyasi yapısını anlamak, Göç hareketlerinin tam manası ile çalışılması ve öğrenilmesinden geçmektedir. Çünkü Modern Türkiye’nin kurulmasında ve Cumhuriyet dönemindeki siyasi fikir ve düşünce akımlarında Rumeli kökenli siyaset ve devlet adamlarının nüfuzu her zaman kendini hissettirecektir. Başta Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanikli olduğunu unutmamalıyız. Her ne kadar göçler ile Anadolu’ya gelmiş olmasa da Rumelili olması yönünden konumuzla bağlantılıdır. Yine en bilindik örnek olarak, Celal Bayar Plevne savaşından sonra Bursa’ya gelerek yerleşen bir ailedendir. Diğer yandan Osmanlı tarihi alanındaki çalışmaları ile adını sıkça duyduğumuz ve eserleri temel referans kaynağı kabul edilen Enver Ziya Karal’da göçler nedeni ile gelip Anadolu’da yaşamaya devam eden bir ailedendir.  Durum böylesine önemli iken Türkiye’de henüz yeterince göçler üzerinde çalışma yapılmamış konu tam manası ile aydınlatılmamıştır. Burada bizlerin yapması gereken en basit şey; her şehre olan göçler ayrı bir başlık halinde incelemek ve şehrin, sosyal, siyasal ve ekonomik yönden etkisini incelemek sonra bu etkileşimin devlet genelindeki yankısını tespit etmektir.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde