Seyyahların gözünden İstanbul, Eyüp ve Eyüp Sultan Camii

Okunma: 327
Seyyahın Gözünden 14 Şubat 2017 09:10
Videoyu Aç Seyyahların gözünden İstanbul, Eyüp ve Eyüp Sultan Camii
A
a

Julia Pardoe’nun 1838 yılında Londra’da yayınlanan The Beauties of the Bosphorus isimli kitabında yer alan bu gravür, şehrin dışındaki (sur dışındaki) en önemli cami olan Eyüp Sultan Camii’ni konu ediniyor.

Hz. Peygamber’i (s.a.v) evinde ağırlama şerefine nail olmuş, Ebu Eyyüb el-Ensari’nin kabrinin burada bulunmasından ötürü, türbesi ve türbenin çevresi, İstanbul’daki Müslümanlar tarafından daima ziyaret edilmiştir.

İstanbul’un fethinden sonra, Fatih’in hocası, Akşemseddin’in vesilesiyle, Ebu Eyyüb el-Ensari’nin kabrinin bulunduğu rivayet edilir. “Mihmandar-ı Resulullah” namıyla anılan Eyüp Sultan’ın kabri, bulunduktan sonra Fatih, buraya bir türbe ve cami yaptırmıştır. Kaynaklar bu yapıların tarihini 1459 olarak gösterir. Caminin bir diğer özelliği, İstanbul’da inşa edilen ilk selâtin camii (sultan camii) olması. Fatih’in inşa ettirdiği bu cami, çok kez onarım görmüş ancak caminin kaderini değiştiren en önemli hadise 1766 yılında gerçekleşen deprem olmuştur. Bu depremden sonra cami, ciddi hasar görmüş ve bu hasar ufak tefek onarımlarla giderilmeye çalışılmıştır. Sultan III. Selim devrinde caminin ihtiyacı olan kapsamlı onarıma girişilmiş ancak bu onarımın mümkün olmayacağı anlaşılınca, caminin yıktırılıp yeniden inşa edilmesine karar verilmiştir. 1798’de başlayan çalışmalar 1800 tarihinde tamamlanmış ve cami yeniden hizmete açılmıştır.



Cami ve türbe, Eyüp Sultan’ın manevi kişiliğinden dolayı, İstanbul’daki Müslümanların her fırsatta ziyaret ettikleri bir mekân olmuştur. Bunun yanında, cami ve türbe, Osmanlı hanedanı tarafından da sık sık ziyaret edilen bir mekândı. Bu konular dikkate alındığında cami, şehrin en önemli Cuma camilerinden biri haline gelmiştir denilebilir. Ayrıca padişahlar, cülus törenlerinden sonraki ilk Cuma, Cuma namazını da burada kılar ve ardından Kılıç Kuşanma Merasimi’ne katılıp kılıç kuşanırdı. Böylece devlet protokolüne dahi girmiş olan bu cami, halkın da büyük ilgi duyduğu bir mabet konumundaydı. Öyle ki Eyüp Sultan’ın türbesine yakın bir yerde defnedilmek, ahiret hayatında huzura ermenin yolu olarak algılandı ve böylelikle İstanbul’un en önemli ve büyük İslam nekropolü olan Eyüp Mezarlığı ortaya çıktı.



Halkın bu kadar ilgisini çeken cami, tabii ki seyyahların da dikkatini çekmiş ve Julia Pardoe gibi birçok seyyah, Eyüp Sultan Camii’ni ve caminin ismini verdiği semti ziyaret ederek, ressamlarına buraları betimlettirmiştir.

Julia Pardoe’nun ressamı W. Henry Bartlett’in çizimi olan bu gravür de, şadırvanlı avlu denilen, caminin dış avlusunu ve camiyi konu ediniyor. Gravür aynı zamanda, Bartlett’in, sosyal dokuyu yansıtma misyonunu üstlenmiş nadir gravürlerindendir. Bu bağlamda gravür, camilerin sosyal işlevlerine dair bir kanıt niteliği taşıyor.



Ressamların çizimlerindeki yanılsamaları bu gravürde de görebiliyoruz. Caminin şerefelerindeki orantısızlık ve yapısal bozukluklar gibi unsurlar sık rastlanabilen hatalardan. Ancak W. Henry Bartlett, bu gravüründe caminin minarelerinden birinin şerefesini eksik tasvir etmiştir. Oysa yine aynı ressam, aynı kitapta yer alan bir başka gravürü olan, “Eyüp Sırtlarından Haliç” gravüründe, Eyüp Sultan Camii’nin minarelerindeki şerefeleri eksiksiz resmetmiştir. Bu durumun ressamın yabancı olduğu bir kültüre ait yapı tarzını tam olarak algılayamamasından kaynaklandığı söylenebilir.



Eyüp Sultan Camii minareleriyle ilgili bahsetmemiz gereken bir diğer konu da, bu minarelerin geçmişiyle ilgili. Caminin III. Selim zamanında yeniden inşa edildiğini söylemiştik. Ancak yeni cami, minareler hariç inşa edilmiştir. 18. yüzyıl başlarında, Sultan III. Ahmed devrinde, Ramazan ayı boyunca bütün selatin camilerinin minareleri arasına mahya kurulmasına yönelik bir ferman çıkarılmıştır. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa da bunun üzerine, mahya için yeterince uzun olmayan Fatih devri minarelerini yıktırmış ve 1723’te ikişer şerefeli ve daha uzun iki minare yaptırmıştır. Söz konusu minareler, III. Selim devrinde, cami yeniden inşa edilirken yıktırılmamış, olduğu gibi kalmıştır. Caminin günümüzdeki minareleri de söz konusu minarelerdir.

Sinan CECO / Mostar Dergisi 68.Sayı

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde