Süleymaniye’de Tarihi Bir Gün Süleymaniye Bölgesi Gezi Notları

Okunma: 665
İstanbul Gezileri 25 Ekim 2016 14:23
Videoyu Aç Süleymaniye’de Tarihi Bir Gün Süleymaniye Bölgesi Gezi Notları
A
a

Aylardan sonbahar, günlerden Pazar, ne sıcak ne de soğuk, tam gezmelik bir havada bulduk kendimizi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Binası önünde, İstanbul Tarih ve Kültür Derneği’nin güleryüzlü yöneticilerinin hoş geldin selamlamasıyla bulduk ve gezi öncesi bilgilendirme ile tarihi günümüze başladık.

Aylardan sonbahar, günlerden Pazar, ne sıcak ne de soğuk, tam gezmelik bir havada bulduk kendimizi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Binası önünde. İstanbul Tarih ve Kültür Derneği’nin güleryüzlü yöneticilerinin hoş geldin selamlamasıyla Tarihçi İbrahim Akkurt rehberliğinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tarihi ve 15 Temmuz’da vatanı, milleti, dini için şehadet şerbetini içen şehidlerimizin panosu önünde kendilerini selamlayarak gezimize başlıyoruz.

Belediyenin önündeki caddeye ismini veren 15 Temmuz Şehidleri haricinde 16 Mart Şehidlerinin ve özellikle İstanbulun Fethi’nin ilk şehidliği olan 18 Sekbanlar Şehidliği’nin Şehzade Mehmed Külliyesi karşısında olduğunu duyunca adeta şaşkınlıkla dinliyoruz. Fatih tarafından fetih ordusunun öncü birliği olan Sekbanlardan 18 tanesinin çarpışa çarpışa şehre girerek bu bölgede şehadeti yudumlamalarını ve defnedildikleri yerin İstanbul’un fethinden sonra ilk şehidlik olarak kayıtlara geçtiğini rehberimizden öğreniyoruz. Şehidliğin hemen yanında İstanbul’un en uzun isimli camisi ünvanına sahip olan Kadı Hüsameddin Çamaşırcı Hacı Mustafa Efendi 18 Sekbanlar Camii’nin ilginç hikayesini dinliyoruz.



Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik evladı Şehzade Mehmed adına 1544-1548 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırdığı ve Mimar Sinan’ın çıraklık eserim dediği Şehzade Mehmed Külliyesi’nin tüm unsurlarını tek tek ziyaret ediyoruz. Medrese kısmının ortasında yer alan Kayseri’deki kümbetleri andıran çeşmeyi gördüğümüzde Mimar Sinan’ın vefasına şahid oluyoruz. Kanuni’nin oğluna duyduğu üzüntüyü minarede gözyaşı motifinde işlemesine, cami, mimarisinin sadeliğinden işlevselliğine Koca Mimar kendine hayran bıraktırıyor. Külliyenin hazire kısmına geçtiğimizde ise; sandukasının üzerinde sedeften yapılmış tahtını gördüğümüz Şehzade Mehmed’i, Şehzade Cihangir’i, “kehle-i ikbal” Rüstem Paşa’yı, Şehzade Mustafa’nın akibetine uğrayan Şehzade Mahmud’u ve hayatlarından ilginç anekdotları dinledikçe tarih bilmenin ne kadar önemli bir hadise olduğunu anlıyoruz.



Külliye’den çıktığımızda Damat İbrahim Paşa Külliyesi’ne gelmeden medeniyetimizin cömertliğini ve mütevaziliğini yansıtan Sadaka Taşı’na ve eski İstanbul’un ortası sayılan yeşil somaki mermerden yapılmış Orta Taşı’na denk geliyoruz. Lale Devri’nin mimarı sayılan Muşkara’yı eserleriyle şehir hüviyetine kavuşturup Nevşehir yapan, ilim irfan ehlini kuşatıp Nedim gibi şahsiyetleri edebiyatımıza kazandıran Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın yaptırmış olduğu külliyeyi geziyoruz. Mütercim Rüşdi Paşa’nın hayat hikayesi ile birlikte konağını şimdiki işleviyle Vefa Lisesi’nin tarihi öğrenip hemen bahçesinde yer alan Şehid Ali Paşa’nın kütüphanesine nazar kılıyoruz. Fatih Sultan Mehmed’in hocası Molla Hüsrev tarafından Şenlendirme Politikası gereği fetihten sadece 7 yıl sonra inşa edilen ve son halini Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın tanzim ettirdiği Molla Hüsrev Camii’yi ve hemen karşısında yer alan Birinci Ahmed Dönemi’nin Maliyecisi Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesi hakkında bilgi aldıktan sonra Vefa’ya geçmeden son olarak muhteşem sebili ve sıbyan mektebi ile bizleri adeta selamlayan Recai Mehmed Efendi Sıbyan Mektebi, Sebili ve Çeşmesi’ni ziyaret ediyoruz.



Tarihi Vefa Bozacısında nefeslenmek ve bozanın lezzetiyle mütelezziz olmak için verdiğimiz ara sonrası Cumhuriyet Devri’nde nalbant’a kiraya verilip  1960 yılında birkaç hayır sever tarafından aslına uygun olarak camiye çevrilen ve o günün anısı olarak caminin iç duvarlarında halkalara rast gelince öğrenme merakımız yerini üzüntüye bırakıyor. Semte ismini veren Şeyh Ebu’l Vefa Hazretlerine doğru yola revan olurken içimizi garip bir sevinç kaplıyor. Edeb ile gelenin lütuf ile ayrıldığı bu mekanda hazreti ziyaret etmeden önce Şeyh Vefa ile Fatih Sultan Mehmed arasında geçen hadiseyi gözyaşları içinde dinliyoruz. Kemal-i edeb ile girdiğimiz manevi huzurundan nasiplenmek duasıyla ayrılıyor ve hemen yanında yer alan Birinci Mahmud Dönemi Defterdarı Atı Efendi’nin Kütüphanesine varıyoruz. Divanyolu’ndaki Köprülü Kütüphanesi sonrası tarihimizdeki ikinci, bağımsız kütüphane olan kütüphanede bir zamanlar 30.000’e yakın kitap olduğunu öğrenince hayret ediyoruz. Fetihten sonra Molla Gürani tarafından camiye tahvil edilen Vefa Kilise Camii’nin tarihini öğrendikten sonra sahipsiz metruk bir vaziyette kaderine terk edilmiş olduğunu görmek içimizi burkuyor.   



Öğle namazını Muhteşem Süleymaniye Camii’nde eda ettikten sonra gezimize mola verip yemek yedikten sonra Tarihçi İbrahim Akkurt rehberliğinde külliyenin krokisi eşliğinde külliyeyi oluşturan unsurları medrese, sıbyan mektebi, çeşme, darüzziyafe demeden her yerini geziyoruz. 1557 yılındaki açılışı canlandırarak Cami’nin Taç Kapısından iç avluya “Ya Fettah” diyerek adımlarımızı atıyoruz. İç avluda kullanılan sütunların özelliklerini, cami hakkında Evliya Çelebinin aktardığı bilgileri dinledikten sonra camiinin iç kısmı olan harim kısmına vasıl oluyoruz. İstanbul Tarih ve Kültür Derneği Yöneticisi Fatih Özkan bizi karşılıyor ve Camii’nin birbirinden özel ve güzel özellikleri hakkında bizleri bilgilendiriyor. Kanuni ve Hürre Sultan’ın türbeleri başta olmak üzere hazirede ebedi istirahatgahında olan ehli imanı Fatihalarımızla selamlıyor ve Bayezid Meydanı’na doğru yola revan oluyoruz.



Kitap medeniyetinin önemli merkezi olan Sahaflar Çarşısında ilim havasını teneffüs ettikten sonra Bayezid Meydanında Bayezid Külliyesi ve bir zamanların Harbiye Nezareti olan günümüzde İstanbul Üniversitesi Ana Kampüsü olan kapı üzerindeki yazıları okuyup gezimizin son durağı olan Kalendehane Camiine geçiyoruz. İstanbulun Fethi sonrası fetihte yararlılık gösteren kalenderi dervişlere hediye edilen mekan 18.yüzyılın başlarında Hacı Beşir Ağa tarafından minare ilave edilerek camiye tahvil edildiğini öğreniyor ve mekanı inceledikten sonra gezimizi nihayete erdiriyoruz. İstanbul içinden ve şehirdışından misafirlerin katılımıyla Tarihçi İbrahim Akkurt rehberliğinde unutulmayacak bir Süleymaniye Gezisini geride bırakırken bu geziyi tertip eden İstanbul Tarih ve Kültür Derneği’ne teşekkür ediyoruz.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

duyurular DUYURULAR
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Tarihin İzinde